Mücadelemiz, daha yaşanılabilir bir dünya için!

Vicdan, bir solcunun çantasında, kalbinde, göğsünde taşıması gereken ve hiçbir zaman vazgeçmemesi gereken en önemli unsurdur.

Erdal KILIÇKAYA
Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu 2. Başkanı

Öncelikle bugün burada bizleri demokrasi, insan hakları ve özgürlükler ekseninde biraraya gelmemizi sağlayan ACORT yöneticilerine,

Bu dayanışma bloguna imza atan kurum ve kuruluşlara şahsım ve Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu adına teşekkür ediyorum.

Alevi öğretisi; insanı ve doğayı merkezine koyar.

Alevi öğretisi; toplum olmak, ortak değerleri, ortak üzüntüleri, ortak sevinçleri paylaşmaktır.

Yani, sevinç, üzüntü, başarı konusunda ortak olmak demektir.

Yârin yanağından gayrı, her şeyde, her yerde, hep beraber!,
diyebilmektir.

Bunu dediğimizde nasıl Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Suruç, Ankara’nın acısını iliklerimizde hissettiysek,

Kenya’nın, Mısır’ın, Beyrut’un, Lazkiye’nin, Paris’in, Afrin’in… acılarını da acımız, sevinçlerini de sevincimiz olarak kabul edebiliriz.

 

Bu birlik olma fikrinden yola çıkarak;

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, 14 Ülkedeki Federasyonlarımızın çatı kurumu olarak kuruldu.

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu, Fransa genelindeki 41 Alevi Kültür Merkezi’nin çatı kurumudur.

14 Farklı ülkede ve Avrupa Parlamentosu bünyesinde diplomatik çalışmalar yürütüyoruz.

Yaklaşık 23 Avrupa Parlamenteri’yle yakınen çalışıyoruz. Onlarla Avrupa Parlamentosu bünyesinde sempozyumlar, paneller, resepsiyon, Türkiye ve Balkanlardaki kurumlarımıza ziyaretler gerçekleştiriyoruz. Oralardaki sorunları ve çözüm yollarının Avrupa Parlamentosu bünyesinde hazırlanan raporlara girmesini sağlamaya çalışıyoruz.

14 farklı Avrupa ülkesinde ki  270 Alevi Kültür Merkezlerimizle faliyet yürütüyoruz

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlıklar düzeyinde Alevilerin muhatap alınması için çalışıyoruz.

Kazandığımız yeni deneyimlerle kendimizi yeniliyoruz.

Alevilerin bulundukları ülkelerdeki konumlarını yeniden tanımlanır hale getiriyoruz.

Bütün bunları yaparken yaşadığımız ülkelerdeki azınlıklarla hep barışık olduk.

Kendimize ve onlara yönelik bir toplumsal şiddete karşı tepkimizi demokratik yollarla gösterdik.

Barbarlığı lanetlerken, bazen Eyfel Kulesi’nin altında yanan mum, bazen Kleber Meydanı’nda haykıran olduk.

Bütün bunlara rağmen, durum öğle gösteriyorki önümüzdeki yıl da mazlumlara yönelik saldırıların dozajında azalma olmayacak.

Kadına yönelik ayrımcılık ve şiddet, kendini mahrum, sahipsiz hisseden gençlik, fırsat eşitliğinden bahsetmenin artık fantaziden öteye gidememesi, eşit yurttaşlık haklarından söz etmenin artık anlamsızlaşması gibi onlarca sorunla mücadele etmemiz gerekecek.

Yerinden çıkan çiviyi, tekrar yerine çakmamız gerekecek.

Buraya kadar sizlere Avrupa’daki Alevilerin konumunu anlatmaya çalıştım.

Türkiye açısından ise manzara hiçte iç açıcı değil.

Bugün itibariyle Türkiye de barış, özgürlük, eşitlik talep eden kesimlerin başına gelmeyen kalmıyor.

Alevilerin eşit haklara sahip olma talebinin muhatabı bile yok Türkiye’de.

Alevi toplumunun çoğulculuk esasına dayalı kamu düzenine katılımı nerdeyse imkansız hale geldi.

Bu şu anlama geliyor, Aleviler artık kamu kuruluşlarına giremedikleri gibi,  OHAL uygulamarıyla işlerinden atılıyorlar.

Türkiye’de toplam 81 ilin, bir tanesinin bile Valisi Alevi değil.

Türkiye’de toplam 957 ilçe var ve bir tanesinin kaymakamı Alevi değil.

AKP’nin 317 miletvekilinin bir tanesi bile Alevi değil.

20 Milyon Alevinin yaşadığı Türkiye’de, bir Alevinin Askeriyede yüksek rütbe alması adeta imkansız.

Bizlere, kurumlarımıza yönelik her yönden saldırılara göğüs gererken, bu uğurda ağır bedeller ödedik.

Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Suruç, Ankara’da en gençlerimizi, kıymetlilerimizi yitirdik.
Taksim’de, Gezi’de öldürülen 8 çocugun sekizinin’de Alevi olmasi tesadüf değildi.

Türkiye’de Demokrasi mücadelesi verirken katledilenlerin %70’inin cenazeleri Cemevlerinden kaldırılıyor.

Cemevlerinden kaldırılan cenazelere Devlet protokolu katılmıyor.
Bazen cenazeler zorla Camiye naklediliyor.

Türkiye’nin farklı şehirlerinde Alevilerin kapıları işaretleniyor.
Tipkı Maraş’ta Çorum’da, Gazi’de olduğu gibi.

Geçen hafta sonu Strasbourg’ta  bizler; “Savaşa Hayır” “Aleviler Barış İstiyor” diyerek alanlara çıkarken,

AKP’nin kağıt üzerinde kurdugu çakma Alevi kurumları üzerinden savas çığırtkanlığı yaparak, ” Afrin’de Allah ordumuzun sözünü üstün, kılıcını keskin kılsın” diye bir basın bildirisi yayınladı.

 

 

Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’muzun Genel Sekreteri Selçuk Duman bu sabah Türkiye’ye giriş yaparken gözaltına alındı.

Fransa Alevi Gençler Birliği üyemiz bir liseli bir gencimiz, Alevilerle ilgili sunum yaptı diye Fransa’da ölüm tehtitleri aldı.

İşte bunun için ;

Alevilerden, Hristiyanlardan, Musevilerden, Ortadokslardan, Ateistlerden, Budist, Şaman ve tüm azınlıklardan alınan vergilerle finans edilen, bütçesi 8 bakanlığın bütçesinden daha büyük olan, 120 bin personeli ile Sunni İslamı herkese dikte ettiren Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırlması talebimiz güncelliğini koruyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin « Zorunlu Din Derslerinin Kaldırılması » kararı  uygulamaya konmuyor. Alevi çocuklarının asimilasyon sürecine okullarda halen devam ediliyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kimlik kartlarında din hanesinin boş bırakılması ile ilgili kararı Türkiye’de uygulanmıyor.

20 Milyon Alevinin inanç merkezleri olan Cemevleri’ne « İbadethane » statüsü verilmiyor.

33 sanatçı ve aydının kökten dinciler tarafından diri diri yakıldığı Madımak Oteli, halen utanç müzesine çevrilmedi.

Alevi köylerine Cami inşa edilmesi, evrensel normlar ve inanç özgürlüğü ile bağdaşmadığı halde, Alevi köylerine zorla Cami yapımları devam ediyor.

Tekke ve Zaviyeler yasasının yürürlüğe girmesiyle birlikte yazılı Alevi kaynakları, Arşivi gasp edildi. Bunun Avrupa’da bir örneği bulunmaz ve yadırganır. Alevilerin tekrar kendi tarihlerini öğrenme özgürlüğünün önünde engel olan bu duruma son verilip, kaynaklar, Arşivler ve Dergahlar doğal sahipleri olan Alevilere iade edilmeli.

Türkiye’de Aleviler başta olmak üzere Gayrimüslim azınlıkların genelde bir baskı havası altında yaşadıkları, sık sık tehditlere, hakaretlere maruz kaldıkları, azınlıklara karşı şiddetin yaygın olduğu bir ortamda, neden bütün bunlar anayasada cezai bir uygulama sebebi sayılmıyor ?

Aleviler olarak, kendimiz için talep ettiğimiz bu doğal hakların Kürtler, Ermeniler, değişik inançlar, Süryaniler, Romanlar ve diğer tüm insanlarımız için de bir hak olduğunu, «Öteki» olanların haklarının gasp edildiği bir toplumda bizlerin de özgür olmayacağının bilicindeyiz. Taleplerin uygulanmasına ilişkin yol ve yöntemlerde, Avrupa standartlarının baz alınması yeterli olacaktır.

Oysa bizler biliyoruz ki :
Türkiye her geçen gün Avrupa Birliği’nden uzaklaşan bir çizgi izliyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden uzaklaşma sürecini en iyi gözlemleyenler bizleriz.

Avrupa Parlamentosu’ndaki görüşmelerden, Avrupa Komisyonu üyelerine yönelik yaptığımız sunumlarda bize yöneltilen soruların kapsamından, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınan davalardan, Avrupa’ya akın eden akedemisyen, gazeteci, aydın, demokratların sayısından anlıyoruz ki; Türkiye’deki antidemokratik gelişmeler, 2018’de de devam edecek.

Gene bizler biliyoruz ki ; OHAL’le ülkeyi yönetmeyi seçenlerden, Saray faşizminden ileri demokrasi beklemek hayal perestlik olur. Kendiliğinden bir değişim beklemek, teslimiyeti kabul etmek olur.

Değişimi ancak ve ancak Türkiye’deki mazlumların, ötekilerin birliği ve mücadelesi sağlaya bilir.

Seçim dönemine girerken AKP gerilim üzerinden oy devşirmeyi deneyecektir. Bu anlamda Alevilere ve Kürtlere yönelecektir. Aleviler üzerinden Sunni (dini) kesimi konsolise etmeye çalışacak, Kürtler üzerinden milliyetçi oylara oynayacaktır.

Bu gerilim hattının göbeğinde ise Aleviler, Kürtler, işçiler, kadınlar, gençler, aydınlar, laikler.. olacaktır.

Yani, her zaman olduğu gibi bedeli mazlumlara ödetmek isteyecekler.

İşte tamda bundan dolayı biz mazlumların birliği önem kazanıyor. Bu fili durumu süreç adeta bize dayatıyor.

Vicdan, bir solcunun çantasında, kalbinde, göğsünde taşıması gereken ve hiçbir zaman vazgeçmemesi gereken en önemli unsurdur.

Mücadelemiz, daha yaşanılabilir bir dünya içindir.

Hep beraber, kardeşçe, bu topraklarda paylaşım isteğimizi dillendiriyoruz.

Örgütlü bir toplum olarak biz Aleviler demokratik-laik bir sistemde, amasız-fakatsız eşit vatandaşlar olarak yaşamak istiyoruz.

“Öl ikrar verme, öl Ikrarindan dönme” diyen Pir Sultan’in yolundan yürüyoruz.

Bizim kendimize, çocuklarımıza, gelecegimize, insanımıza sözümüz var.

Bizim YOLumuza ikrarımız var.

Hep birlikte Umutları Çoğaltalım.

Bu uğurda mücadele eden,

Umudun ve cesaretin temsilcilerine,

Aşk Ola.