Vicdan Arıyoruz – Erdal Kılıçkaya

Zini Gediği İnisiyatifi olarak, ’38 de Erzincan/Kılıçkaya köyünde bir ahırda toplanan, herhangi bir sorgulamaya, ifadeye ve yargılamaya tutulmadan, hukukdışı bir şekilde öldürülen atalarımızın kemikleri hala açıkta durduğundan, ortada duran kemikler vicdanımızı sızlattığından ve her gördüğümüzde yaramızı yeniden kanatmasından dolayı, katledilenlerin anısına 2014’te Zini Gediği ve Kılıçkaya Köyü’nde kendi imkanlarımızla “Anma-Hatırlama Mekanı” ve “Ateş Çemberi” inşa ettik.

Her 8 Ağustos tarihinde kayıp yakınları ve dostlarımız ile burada buluşarak atalarımızı anıp, anılarına mumlar yakıp, gülbenkler okumak ve lokmalarımızı paylaşmak istedik.

Dirimize, ölümüze saygı göstermeyenler, öldürdükleri atalarımız anısına yapılanlara da tahammül edemeyerek, 2014’te Kılıçkaya Köyü’ndeki “Ateş Çember”ni dereye yuvarlatıp, geçtiğimiz günlerde de (Haziran 2020) Zini Gediği’ndeki “Anma-Hatırlama Mekanı”nı yerle bir ettiler.

Biz canı yananların yüreğini ikinci-üçüncü-dördüncü.. kez yeniden kor ateşlerle dağladılar.

Layıkıyla anmamızı yasaklarla önleyerek, matemimizi/yasımızı yaşamaktan men ettiler.

Bizler, hiç kimse öldürülmemiş gibi hayatımıza devam edemezdik.

Keşke, beraber yas tutarak, toplum olmayı başarabilseydik.

Katliamı yapanlar saygı ile  başını önüne eğebilseydi.

Keşke, yası men etmekten, unutturuşu ayrıca zulme çevirmekten, toplam unutturma politikası cehdi ve şevki içindeyken, taraf olduğu travmaları işlemekten dahi feragat etmekten vazgeçile bilinseydi de, yüzleşme olabilseydi.

Kıyıcı bir unutturma siyaseti güdülmeseydi.

Özellikle travmaların fazlalığının, hele son birkaç yıldaki sıklaşmalarının, bireysel ve kolektif belleği serseme çeviren etkisi, keşke hiç olmasaydı.

Bizler, yaşadığımız travmayı atlatmak için “bağışlamanın” önemli bir adım olduğunu biliyoruz.

Ama önce kimi affedeceğimizi gösterin bize…

Onarım için en gerekli şey “faillerin bulunması” dır. Bağışlamanın ilk koşulu suçlunun kim olduğunun bilinmesi ve  suçunu itiraf etmesidir. Sonraki etap ise özür dilemesidir.

Travmanın onarılmasında bir önemli etmen, bu olaydan haberi olmayan ötekilerin tanıklığıdır.

Bu nedenle olaydan haberi olmayan ya da sessiz kalmak suretiyle bu kolektif suça ortak olanları, mağdurun acısına tanıklık etmesi için çaba gösterilmedir.

Travma tanımı bizleri mağdur konumuna sokuyor olabilir.

Bizler, bize nelerin yaşatıldığının farkındayız ve tepkimizi ortaya koyuyoruz.

Peki, tüm bu olaylar olurken sen neredeydin?

Tüm toplum neredeydi?

Siz bizden daha mağdursunuz.

Sizler, sözler dışında hangi tavrı sergilediniz, hangi bedeli ödediniz?

Sessiz kalan bu toplumun bizlere bir özür borcu var.

Kayıp yakınları/mağdurları olarak kendi acımıza yeniden ağıt yakmak yerine, unutturmama borcunu, “dayanışmayla, birlikte iyileşme” çabasıyla birleştirmek istiyoruz.

O korkunç yıllarda hayatını kaybeden insanların, sadece sayılar olarak değil, hikâyeleriyle hatırlanmasını sağlamaya önem veriyoruz.

Onun için Anma-Hatırlama Mekanları, anıtlar, belgeseller, filmler, sergiler, dökümanterler,.. yapılmasını talep ediyoruz.

Evet, unutturma tazyiki altında, unutturmak isteyenin zulmü altında, ondan gayrı, hatırlamanın kendi ağır yükü altında, hatırlamak zordur.

Sahiden, emek istiyor: hafıza emeği.

Sabırla, bunun için çalışıyoruz.

Tabi ki, ’38 de Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizilerek katledilen akrabalarımız anısına inşa ettiğimiz “Zini Gediği Anma-Hatırlama Mekanı” ve “Ateş Çemberi”ni yıkan, yüreğini ve zihnini zulümle meşrulaştırıp ve bunu içselleştirmiş olanın zalimliğini, vicdansızlığını asla affetmeyeceğiz.

Can değeri bilenler olarak, gelin insanlığa karşı bu cürmün tekrar işlenmesine, birlikte izin vermeyelim.

Erdal Kılıçkaya
19 Haziran 2020