UNESCO 2021 Hünkâr Hace Bektaş Veli ve Yunus EMRE yılı!

UNESCO’nun 2021 yılını Hünkâr Hace Bektaş Veli ve Yunus EMRE yılı olarak ilan etmesini biz, Alevi-Bektaşi ve Kızılbaşlar için çok gurur verici bir duygu olduğunu belirtmek isteriz.
Öncelikle bizleri temsil eden Hünkâr Hace Bektaş Veli’yi ve Yunus Emre’yi takvimlerinde yer vererek honore eden UNESCO’ya teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Hünkâr Hace Bektaşi Veli, Serçeşmemizdir, Pir-imizdir.
Hemen hemen tüm erenlerimizin gönlüne aşkı düşüren, Hak ve Hakikatı, ilimi, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, bir olmayı, iri olmayı ve diri olmayı öğretendir.
Hak ve Hakikat aşkı ile erenlerimizin beytler kelamlar, nefesler yazmalarına vesile olan, O, yüce ve ölümsüz kişi Hünkâr Hace Bektaş-ı Velidir.
Bektaşi ananeleri ile X. Asırdan itibaren ortaya çıkaran Hünkâr’mızın iki çeşit anlatılan bir hayatı olduğu bilinmektedir. Menkıbevi olarak anlatılan Hünkarımız Horasan’dan Anadolu ya Güvercin donunda geldiği biliyoruz.
Geçmişten bugünlere kadar, erenlerimizin ve dedelerimizin, yol önderlerimizin gördüğü, tüm baskı, zulüm ve katliamlara rağmen, dizinde oturttuğu aslan ve ceylanı ile bizlere Zahiri ve Batini ilimleri öğreten manevi güç olarak, cümle erenlerin serçeşmesi olarak, Hünkarı daima gönüllerimizde yaşattık ve yaşatmaya da devam edeceğiz.
“Her ne arar isen kendinde ara” ;
“İlim’den gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”demeye devam edecek ve onun ilkeleri doğrultusunda ve O’nun düsturu ile ışığa doğru YOL alacağız.
İki çeşit hayat kikayesi ile ortaya çıkan Hünkar Hace Bektaş Veli’nin yazdığı “Makalat” ve “Velayetname” kitaplarının da olduğu bilmekteyiz. Tarihte onu tek bir kalıbın içerisine koymaya çalışan, İslam alimi olarak tanıtmaya çalışan zihniyete karşı geleceğiz.
Daima Hünkarımızın kerametlerle dolu olan yolundan yürümeye devam edeceğiz. Hünkarımız, bugüne kadar kendinden medet umanları asla geri çevirtmemiştir. O Alevi-Bektaşi ve kızılbaşların Kutsalı’dır. Bu gelenek asırlardan beri süregelmektedir. Dara düştüğümüzde Hünkarın adı dilimizden ve gönlümüzden eksik olmayacaktır. O, sığındığımız Yüce Pirimizdir.
Hünkar’ın Ocağına sığınan Erenlerden bir tanesi de Yunus EMRE’mizdir. Hünkar’ın buğday karşılığında verilecek Himmet’ini kabul etmeyen , fakat sonradan pişman olupta, kapısının kilidinin teslim edildiği Tapduk Emre’nin dergahına girerek kırk yıl hizmet eden, odunun bile eğrisini dergahtan içeri koymayan, zahiri ve batıni ilimler öğrenerek Hece Vezni ile kelamlar, beytler, nefesler ve şiirler yazmaya başlayan Yunus EMRE’de bizimdir.
Yunus Emre, Hünkâr Hace Bektaş-ı Veli’nin yeşil benli elinden destur alarak, 13. yüz yılda Hak ve Hakikat YOLuna girmiştir.
Bugün, medyayı eline geçiren ve televizyon kanallarında Yunus Emre’ye namaz kıldırmaya kadar götüren, gençlerimizin aklını bulandıran, Bektaşi Pirinden eğitim aldığını söylemekten bile utanan ve bunu gizleyen tüm zihniyetleri kınıyoruz.
Mezar taşına :
“Sevelim, sevilelim” diye yazdıran ;
“Beni ben’de demen, bende değilem
Bir ben vardar ben’de, ben’den içerü” diyen ve Enel Hakk felsefemizi sözleriyle yaşatan, tüm insanlığa mal olmuş eren Yunus EMRE’de bizimdir.
13. yüz yılda, yazdığı şiirleri ile Anadolu topraklarında söylediği nefesler ile türk edebiyat tarihinde bir çığır açmıştır. O dönemlerde türkçe bile kullanılmazken, halka yazdığı şiirleri ile türkçeyi sevdirmiştir.
Bizler FUAF ailesi olarak, tüm dünyadaki insanlığa, fransızlar’dan başlayarak onları tanıtmaya çalışacağımızın sözünü veriyor ve YOLumuzun tüm ulularına, önderlerine sahip çıkacağımızı, onları sonsuza dek yaşatacağımızın sözünü veriyoruz.
Bu amaçlar doğrultusunda tüm Canlarımıza sağlıklı ve güzel günler diliyoruz.
Aşk ile!
Rozbi Demir
FUAF Eşit Başkanı