Erdal Kılıçkaya: “Hepsi birbirinden kirli, her biri diğerinden daha zalim”

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya ile AKP- MHP iktidarı, mafya, devlet ve medya dörtgenindeki gelişmeler üzerine içinden geçtiğimiz politik süreç açısından önemli olan bir röportaj yaptık. AABK Genel Sekreteri ve FUAF YK Üyesi  Erdal Kılıçkaya, sorularımıza içinden geçtiğimiz süreçte Alevilerin olaylar ve olgulara bakışlarına ışık tutacak nitelikte cevaplar verdi. 

Sayın Kılıçkaya, eli kanlı ve boğazına kadar şuça batmış olan Sedat Peker gibi insanların Alevi değerlerini kullanmalarına ne diyorsunuz?  Suç örgüt liderinin bu yaklaşımları ve tavırları Alevi toplumuna saygısızlık değil mi?

Zorda kalanın Alevi değerlerine sığınmasını bir yere kadar anlarız. Ama eli kanlı, çağımızın Muaviye’lerinin ulularımızın adını ağızlarına almalarını, Alevi değerlerini, sembollerini, sözlerini kendi kirli emellerine alet etmelerini, asla kabul etmeyiz.

Kerbela‘dan günümüze yüzlerce yıldır, Alevi Bektâşi Yolu’na inananlara katliamlar yapanlar, zalimin zulmüne uğrayanların değerlerine sarılarak temize çıkacaklarını sanıyorlarsa; yanılıyorlar. Biz bunu, Kerbela‘da kanlı katliamlar ile Alevi Bektâşiler katledilirken, bir yandan da Alevilik üzerine oyunlar oynanmasına benzetiyoruz.

Alevilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerde uyuşturucu işi yapıp, Alevi gençlerini zehirlerken, AKP-MHP iktidarının kanatları altında, barış isteyen akademisyenleri, aydınları, devrimci, demokrat insanları tehdit ederken, Muaviye olanlar dara, zora düştüklerinde Alevilerden övgüyle söz edemezler. Bu alicengiz oyunlarına karnımız tok. Bu zalimler, kin ve nefret ile gözleri dönmüş olanlar bizim değerlerimiz ile üste çıkmaya çalışırken, kirli ilişki ağlarına ve hain emellerine Alevi değerlerini alet etmelerine izin vermeyiz. Onlara tek bir sözümüz var: Başka kapıya. Bu konuda Alevilerin çok güzel bir sözü vardır: Ali’yi karadan okuyan yüzünün karasını görmez de Ali’yi karadan sanır.

Sedat Peker‘in ortaya döktüğü ilişki ağı bize Susurluk kazasıyla gün yüzüne çıkan mafya-devlet-polis-ilişkisinin AKP döneminde bir adım daha öteye götürüldüğünü gösteriyor. Bu konuda sizin değerlendirmeniz nedir?

Faili meçhul cinayetlerin faillerinin ifşa edildiği,  gazete basma, adam dövdürme gibi eylemlerde, bu eylemleri yapan/yaptıran Sedat Peker tarafından, iktidarın “organize suç örgütleriyle” işbirliği yaptığının deşifre/suçüstü olduğu bir dönemden geçiyoruz. AKP ile “organize suç örgütlerinin” işbirliği hakkındaki suçlamalar havada uçuşurken, ülkeyi yönetebilmek için mayfa vari yapılardan medet umanların, bitmiş iktidar oyunlarının son demini yaşıyoruz.

Tabi, inandırıcılığını tamamen yitirmiş bir iktidar yönetiyor şu anda Türkiye’yi. Kötülük üzerine kurulu bir düzen inşaa ettiler ve bu kötülüğün devam etmesini istiyorlar. Faili meçhullerin, korku düzeninin, talanın devamına hiç kimsenin ses çıkarmadan, her kötülüğü vatan millet sakarya sosuyla yememizi ve itaat etmemizi bekliyorlar. 19 yıldır bu kaos ile mafya düzenini adım adım inşa ettiler.

19 yıldır bu ülke insanına yaşatılanlara rağmen, halen daha her suçu, her günahı, her suistimali, her yolsuzluğun ve hukuksuzluğun üstünü “dış güçlerin oyunu” diye kapata bileceklerini, kendilerinin ve yandaşlarının işlediği her suçun, hırsızlıklarının, kötülüklerinin üstünü bayrakla örtebileceklerini sanıyorlar. Tehdit ederek, parmak sallayarak, hedef göstererek, şiddeti överek iktidarını sürdürebileceğini sanıyorlar. Adeta milletin aklıyla alay ediyorlar.

Gençlik yıllarından bu yana derin devletin içinde olduğunu söyleyen Sedat Peker’in AKP iktidarı, mafya, devlet ve medya arasında derin bir ilişki olduğuna yönelik öne sürdüğü iddiaları, bu bağlamda açıkladığı detayları ve bazı kişilerin itiraflarını ciddiye alıyormusunuz?

Sedat Peker’in ifşaatlarını önemsiyorum. Uğur Mumcu ve Kutlu Adalı cinayeti, Binali Yıldırım dosyası, Süleyman Soylu ve Mehmet Ağar’ın suçları gibi, Türkiye’nin halı altına süpürülmüş bütün kirli çamaşırlarını ortaya döküyor. İçeriden birisi ve bizzat olayların tetikcisi olarak bu açıklamaları yapıyor.

Pekeri, Davutoğlu, Babacanı, Soylusu, Damadı, Pelikancısı, Arınçı… hepsi; “Bildiklerimizi açıklarsak yer yerinden oynar“ diyor. Bu reel durum Peker’in son açıklamaları ile gün yüzüne çıktı.

Tabi bizler yıllardır yazılarımızda, panellerde, tv programlarında hepsinin bu kirli işlerin bire bir muhatabı ve de aktörleri olduğunu belirttik. Ortaya çıkan son durum şu: “Al birini vur diğerine“. Hepsi birbirinden kirli, her biri diğerinden daha zalim. Kişisel hırsları için en yakınındakini ve hatta ülkeyi bile yakar bu yapı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli,  suç örgütü lideri Sedat Peker’in ‘‘20 yıllık dostum ve O benim dönüş biletimdi‘‘ dediği İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu savunmalarına nasıl bakıyorsunuz? AKP ve MHP’nin bu karşı atağı kendileri açısından olumlu bir sonuç yaratır mı ?

Artık mehter marşları eşliğinde silah ve savaş propagandasıyla göz boyamaya, göz korkutmaya çalışarak yol alamayacaklarını onlarda biliyor. Tek tutanakları kendi birlikleri. Şu anda AKP-MHP kendi seçmenini konsolide etmekle ve yasa dışı yollarla elde edilen gelirlerin paylaşımı ile meşkul. Tabanlarının altlarından kaydığını çok iyi görüyorlar.

Devlet yönetimini kuralsızlaştırarak, tek adamın iktidarda kalmasını sağlayacak gündelik kurallar şapkadan çıkarmaya çalışıyorlar. Bu yöntem ile yol almaya çalışırken, tek adam rejimiyle devletin kendisini çeteleştiriyorlar. Devletin çeteleşmesine en yakın ve çarpıcı örnek bugün Sedat Peker ve Süleyman Soylu dalaşının ortaya serdikleridir.

Bir eli mafyanın, çetenin içinde olan devlet, değil demokratik olmak, mafyanın, çetenin devlet olduğu bir rejim demektir. Yeni Türkiye’nin sunduğu manzara, maalesef budur.

Bunlar bu coğrafyada çoğulculuğun, bir arada yaşama kültürünün hepten yok olmasını sağladılar. Herkes için daha özgür, daha adil, daha mutlu, daha umutlu bir Türkiye ve bir dünya yerine, kendi saltanatlarını mafya ile, çetelerle adım adım inşa ettiler. Ülkenin adeta dokusunu değiştirdiler. Gelinen aşamada ayrımcılıktan, ırkçılıktan ve şiddetten arınmış bir Türkiye yerine, farklılıklara, insan haklarına, çoğulculuğa, hukukun üstünlüğüne, çatışmalara barışçıl çözüm taleplerine saygılı bir ülke olmasını talep eden tüm yurttaşların terörist ilen edildiği, bin bir türlü eziyete maruz birakıldığı bir düzeni ülke insanına reva gördüler.

Bizler ise, insan olarak, vatandaş olarak ve hukukun üstünlüğüne inanan bireyler ve kurumlar olarak en doğal hakkımız olan, siyasetteki yozlaşmaya, ekonomideki yıkıma, korona salgınındaki bozguna, demokraside çöküşe derhal son verilmesi için, bu ülkenin sorumlu yurttaşları olarak, mücadele etmeye devam edeceğiz. Türkiye‘nin otoriterliğin, hukuksuzluğun, gericiliğin ve şiddetin kuşatması altına girmesine izin vermeyeceğiz.

Sedat Peker 7. videosunda derin devletin işlediği cinayetlerden bazılarına dair ipucu olarak görülecek önemli bilgiler verdi. Mehmet Ağar ve  Korkut Eken’e bağlı olan ekiplerin gazeteci Kutlu Adalı’yı öldürüldüklerini iddia etti. Bu ekiplerin HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’ın eşi Savaş Buldan’ın, diğer Kürt işadamlarının ve gazeteci Uğur Mumcu’nun öldürülmesinde de önemli roller üslendiklerine dair iddiaları dile getirdi. Aradan geçen bunca zamana ve ileri sürülen bunca iddiaya rağmen yargıçlar halen daha harekete geçmiş değil. Sizce yargıçların bu suskunluklarının neden ne?

Maalesef bu ülkede her şeyin hukuk devleti çerçevesinde yürütüldüğü, her şeyin güllük gülistanlık olduğu, mutlu insanlar ülkesi olmadığı aşikar. Bakanlar, kendi şirketinden bakanlığına dezenfektan alıyor, 1990’lı yılların çete-mafya artıkları ortalarda cirit atıyor, Merkez Bankası’nın 128 milyar doları iç ediliyor, hiçbir yetkili ülkeye giren milyarlarca dolarlık 5 ton kokainin kime geldiğini sorma gereği bile duymuyor, siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar, sivil toplum insanları düşüncelerinden dolayı hapse atılıyor, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, Gezi, Ankara, Suruç katliamlari, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Malatya Zirve ve Tahir Elçi cinayetleri sorumlularını yargılamak bir yana, adeta mukafatlandırıyor, faili meçhul/belli cinayetleri aydınlatmıyorlar. Yani, inşa ettikleri bu hukuk sistemi zalimlerin değirmenine su taşımak üzere tıkır tıkır işliyor.

Düşünceyi, ifadeyi, yazmayı, çizmeyi, okumayı, itiraz etmeyi, protesto etmeyi, toplanmayı, yürümeyi her şeyi yasaklayan kafanın ürünüdür bu düzen.

Biz herkesten vicdanlı olmasını ve adaletin ama gerçek adaletin yerini bulması için çabalamasını beklemiyoruz artık. Evet adil olmak mümkün ve vicdanın da akılla önemli bir bağı var. Hayalini kurduğumuz o adil ve incelikli insanlarla dolu dünyanın kapısını aralayacağız. Mesele yaşam hakkıysa, bizler de Türkiye’yi 90’lı yılların bile gerisine götürüp, siyaset, mafya ve ticaret ekseninde ülkeyi yönetmek isteyenlere teslim olmayacağız. Buda böyle biline.

Tartışmaların merkezinde olan Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürü olduktan sonra, Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılmasına ilişkin yaptığı açıklamada, derin devleti ima ederek “Bir tuğla çekersem duvar yıkılır” demişti.  Pekeri’in yaptığı açıklamalar halkın temiz toplum, aydınlık, laik ve demokratik bir Türkiye için o tuğlayı çekmesinin yolunu açabilir mi?

Tarihiyle dolaysız yüzleşmekten kaçınan hiç kimse/ülke barış ve demokrasinin adayı olamaz! Olsa olsa yeni cinayet ve soykırımların fail adayı olabilir. Burada asıl soru şu: Geleceğe dair temiz bir sayfa açmak için, toplum olarak o adımı atmayı becerebilecek miyiz?

AKP-MHP’nin ve eski güvenlikçi bürokrasinin, kimi mafya ilişkili unsurların, bizzat kendilerinin bu tuğlayı çekmesini beklemek, fazla saflık olur. Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Korkut Eken ve bu yapıdan beslenen tayfanın o tuğlayı çekerse altında önce kendilerinin kalacağını çok iyi biliyor. Dolayısıyla tabi ki bu kirli düzenin değil sorgulayıcısı olmak, devamından yana olacaklar.

Burada asıl görev hukuka, insan haklarına, barışa, adalete, eşitliğe ve çağdaşlığa önem veren bir avuç aydına, ülkenin vicdanlı, ahlaki değerlerini halen yitirmemiş olan namuslu insanlarına düşüyor. Asıl belirleyici olacak olan insanların kendi vicdan ve ahlaki tutumlarıdır. Yüzleşmeden olmaz. Bir yerde sabit durursak kanımız, kalbımız durur. O halde kalbi soldan yana atanlar olarak bu ülkenin aydını, gazetecisi, işadamı, politikacısı kâh ateşlerde yakılan, kâh darağaçlarında asılan, kâh ülkeden kovulan, kâh hapse atılan, yani biz ötekilerin, ülkeyi onlardan kurtarıp, “Biz sizden daha iyi yönetiriz!“ dememiz gerekiyor.

Acilen bir ittifak şemsiyesi altında, asgari müştereklerde buluşabilen sol siyasetin devreye girmesi gerekiyor. Hemen, geniş ortak paydada uzlaşmak yerine, en küçük detayda ayrışma yerine, bölünmüşlüğün acısını her darbede en çok yaşayanlar, bedel ödeyenler olarak farklılıklara, insan haklarına, çoğulculuğa, hukukun üstünlüğüne, barışa susamış bir toplumun öncüleri olmalıyız. Yani dert bizdeyse, derman gene bizde.

Unutmayalım; “Faşizme karşı omuz omuza“ sloganının hayat bulabileceği günlerden geçiyoruz.

Peker’in 7. videoda yaptığı açıklamalardan sonra, Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu, Peker’in öne sürdüğü iddialar üzerine tweet atarak, şunları ifade etti: ”Senelerdir  Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılması için kim ne biliyorsa anlatsın, işin ucu kime dokunuyorsa dokunsun dedik. Çekin tuğlaları yıkılsın duvarın altında kim kalırsa kalsın” dedi. Ne dersiniz sizce Güldal Mumcu’nun çığlığını duyan olur mu?

Bu konuda çok iyimser olduğumu söyleyemem. Dersim, Sivas, Maraş, Çorum, Cumartesi Anneleri, 90’lı yıllarda işlenen 15 bin civarındaki faili meçhul / belli cinayet, Hrant Dink, Tahir Elçi gibi cinayetlerin gerçek failleri bulundu mu ki, Uğur Mumcu’nun failleri de bulunsun.

Tıpkı Kılıçdaroğlu’nu linç etmek isteyenlere, diğer parti Genel Başkanlarına en iğrenç dille hakaret eden ve hedef gösterenlere bir şey yapılmadığı gibi, tabi ki bu konularda da bir şey yapılmayacak. Hatta gerilimi daha da artıracaklar. Zira bu uğursuz yapı hep gerilimden ve kandan besleniyor. Dolayısıyla bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı siyasi yapı mafya ve ticaret ekseninde ülkeyi yönetmeye devam etmek isteyecektir.

Özgürlükler ve demokrasi konusunda cimri olan devlet, ülkenin aydınlarını, gerçek gazetecilerini, Parti Genel Başkanlarını, Belediye Başkanlarını, akademisyenlerini hapse atma konusunda çok cömert davranıyor.

Bildiğiniz gibi, günümüzde birçok ülkede otoriter, tekelci, keyfi ve demagojiyi ustaca kullanan liderler hakim. Tek adam rejimleri yürürlükte. Türkiye‘de Erdoğan, Macaristan‘da Victor Orbal, Hindistan‘da Modi, Brezilya‘da Bolosonaro, Filipinler‘de Duterte, farklı biçimler altında bu güçlü “tek adam“, en azından görünüşte güçlü, tek adam rejimlerinin önde gelen diğer örnekleri. Hepsinin ortak özelligi “Biz gidersek kaos gelir“ demeleri. Bizzat kaos yaratarak, iktidarda kalabilmek için tehdit, hedef gösterme, şiddeti övmek gibi politikalarla iktidarlarını sürdürebileceklerini sanıyorlar. Uğur Mumcu ve diğer faili meçhul/belli cineyetlerin çözülmesinin ucunun kendilerine kadar değeceğini bildikleri için, üç maymunu oynamayı tercih ediyorlar.

Yargılanacaklar…

AABK dünyanın en güçlü  Alevi örgütü. Bu güçlü Alevi örgütünün Genel Sekreterisiniz. Avrupa’daki bir Alevi kurumu olmanıza rağmen hiçbir zaman Türkiye’deki Alevi mücadelesinden uzak durmadınız. AABK  olarak sizde Türkiye’deki Alevi örgütleri gibi, Türkiye Alevi toplumunun hak eşitliği mücadelesinin hep içinde oldunuz. Madımak’ta , Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de yapılan anmalarada  AABK öncü bir rol de oynadı. Bu bağlamda diğer kesimler gibi sizde AABK olarak Peker’in açıklamalarından sonra Sivas ve Gazi Katliamları‘nın arkasındaki güçlerin tümden açığa çıkarılması için yeni bir yargı süreci başlatmayı düşünüyor musunuz?

Ayrımcılığın dibine vurulduğu, ağızlardan nefret söylemlerinin eksik olmadığı günlerden geçiyoruz. Bu zehirli dilin bire bir muhatabi olan Aleviler olarak bu coğrafyada her daim tedirgin yaşadık. Bu tedirginliğimizin haklı gerekçeleri vardı.

Geldiğimiz gün itibariyle, Aleviler kurumsallaşma konusunda epey mesafe kaydetti. Dünya’nın her bir yanına savrulan Aleviler bulundukları ülkelerde kurumlarını oluşturarak, ülke parlamentolarına girmeyi bile başardı. Artık Alevilerin hak taleplerini, eşit yurttaşlık haklarını kendi ağızlarından gene kendileri dillendiyor ve bunun mücadelesini veriyor.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’da Avrupa‘nın 300’e yakın kentindeki Alevi Kültür Merkezi/Cemevleri ile Aleviliğini doya doya yaşarken, aynı zamanda da demokratik haklarını sonuna kadar kullanıyor.

Bütün bunları yaparken, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi ve benzeri katliamlarda yitirdiklerini ise asla unutmuyor. Onları katledenlerin yargılanması için elinden gelen her şeyi yapmaya kararlı olduğunu yaptığı çalışmalarla gösteriyor.

Evet, insanlığa karşı işlenmiş bu suçların gerçek faillerinin bulunup, yargılanıncaya kadar biz Alevi kurumlarına uyku yok.

Bu anlamda, umutsuzluğu reddediyorum.

Yargılanacaklar…

Sayın Kılıçkaya, yanıtlarınız için çok teşekkür ediyorum.

Hasan Subaşı / AHA